Tanıtım Filmi Resim Galerisi Nasıl Gidilir? Video Galeri İlim İrfan Sohbetleri İletişim Formu
Ana Sayfa Şeyh Şa'ban-I Veli

Şeyh Şa'ban-I Veli

 Hz. Pir Şeyh Şaban-ı Veli Kültür Vakfınca hazırlanan yayınlarda, Kastamonu Vakıflar Bölge Müdürlüğünün arşivlerinde yer alan bilgilerde ve özellikle de ömrünü Şabanniye eserlerine vakfetmiş olan kıymetli hocamız Dr. Mustafa Tatçı ile sevgili dostumuz Fazıl Çifçi’nin çalışmalarında Hz. Pir Şeyh Şaban-ı Veli ve felsefesi şu şekilde yer almaktadır:   

“HAZRET-İ PİR ŞEYH ŞABAN-İ VELİ (K.S)

          Halvetiye tarikatı, Şabaniye kolunun kurucusu, Hz. Pir Şeyh Şaban-ı Veli 1481 yılında Kastamonu ili, Taşköprü ilçesinde dünyaya gelmiştir. (Günümüzde doğum yeri,  Hanönü ilçesi’ ne 8 km. uzaklıkta Yukarı Çakırçayı köyü olarak bilimsel araştırmalar sonucu kesinleştirilmiş olup bu köyün adı, Hz. Pir Şeyh Şaban-ı Veli Kültür Vakfı’nın ve Hanönü Belediye Başkanlığının gayretleriyle, Şeyh Şaban-ı Veli köyü olarak İl Genel Meclisinden geçmiştir. İnşallah en kısa zamanda tescil işlemleri de tamamlanacaktır.)

          Hz. Pir Şeyh Şaban-i Veli, dünyaya gelmeden babasını, henüz 3 yaşlarında annesini kaybetmiştir.

          Hayırsever bir hanım, Şaban Efendiyi himayesine alarak onun tahsil yapmasına yardımcı olmuştur. İlk tahsilin ardından, devrin eğitim ve ilim merkezi olan İstanbul’daki, Fatih Sahnı Semen Medreselerinde eğitimini tamamlamıştır. Dersiam olarak belirli bir dönem İstanbul’da hizmet vermiştir.

         Manevi bir işaretin ardından memleketi olan Kastamonu’ya dönerken, methini duyduğu, zamanın büyük ulemalarından Halveti Şeyhi Hayrettin Tokadi Hazretlerini (K.S), Bolu’daki dergâhında ziyaret etmiştir(1508). Bu ziyaret esnasında aralarında oluşan manevi muhabbet sonucu, dergâhta tam on iki yıl kalarak hizmet etmiş ve Hayrettin Tokadi Hazretlerinden ders alarak tasavvuf ilminde olgunluğa erişmiştir.

         Hayrettin Tokadi Hazretleri, Şaban-i Veli Hazretlerine icazet verip “Sana hilafet verildi, artık memleketine dön” diyerek, Kastamonu halkını tasavvuf ilminde irşat etmek üzere görevlendirmiştir.

         Kastamonu’da doğan bu ilim ve irfan güneşi, doğu ve batı düşünce dünyasını, aydınlatmıştır.

         Şeyh Şaban-i Veli Hazretleri, irşat usulüne yeni metotlar kazandırarak, Pir’ lik mevkiine erişmiş ve 1569 yılında vefat etmiştir.

         Yaşadığı dönemin kutbu olan Hazreti Pir Şeyh Şaban-i Veli (K.S), insanların yanı sıra, cinleri de irşat yetkisine sahip olduğu için, tasavvuf uleması arasında “mürşidü’s sakaleyn” unvanı ile anılmıştır.

          Üç yüz altmış halife yetiştirmiştir.

         İnsanları aydınlatmak için görevlendirilen Halveti-Şabaniyye tarikatı halifeleri, Anadolu, Mısır, Hicaz, Pakistan, Kuzey Afrika, Balkanlar ve pek çok ülkede ilim ve irfan hizmetlerinde bulunmuşlardır.

          Hazret-i Pir Şeyh Şaban-i Veli (K.S), Yüce Yaradan’dan üç dilekte bulunmuştur.

1.     Tarikatına intisap edenlerden, tasavvuf eğitimini tamamlayamadan vefat edenlere, son nefeslerini vermeden önce, her şey de Yaratanın tecellisini görmek (tevhid-i zat) zevkinden ihsan buyrulması,

2.     Tarikatına mensup olanların, cinlerin tasallutundan, sihir ve büyü yapanların şerrinden muhafaza olunması,

3.     Kıyamete kadar, dünya üzerinde ariflerin ve âlimlerin eksik olmaması’’    

 

           Şeyh Şaban-ı Veli Hazretlerinin dün, bugün ve yarın zaman çizelgesinde, Türk-İslam âleminde ki yeri ve önemine göz atıldığında, özetle, şunları söylemek mümkündür.

            DÜN’ le ilgili, karşımıza çıkan tablo muhteşemdi:

           İslam inancı ve Fetih ruhuyla; Anadolu’nun, Balkanların, Kafkasların Müslüman Türk yurdu haline getirilmesinde önemli hizmetler yapmış bulunan Alperen derviş gaziler; aynı zamanda içerilerinde yer aldıkları dergâhlar marifetiyle, gelişen zaman dilimlerinde; Allah ve insan sevgisini, güzel ahlakı, devlet-i ebed müddeti, vatan sevdasını ve millet muhabbetini, o günün şartlarında; okulsuz ve kitle iletişimsiz bir dönemde, nesillerin kalplerine ve beyinlerine nakşetmişlerdi.

            Bu gönül sultanlarının içerisinde dört tanesi; Evtad-ı Erbaa yani dört direk, Anadolu’nun manevi muhafızları olarak bilinmekteydi.

             Bunlar;  13-14. Yüzyıllarda Hz. Mevlana- Hacı Bektaş-ı Veli, 15-16. yüzyıllarda da, bu yüce şahsiyetlerin iz düşümleri; Hacı Bayram-ı Veli ve Hz. Pir Şeyh Şaban-ı Veli idi (Öktem, 2011).

             16. yüzyılda Halveti yolunun Cemaliyye şubesinin Şabaniyye kolunun kurucusu olan Hz. Pir Şeyh Şaban-ı Veli; yetiştirdiği çok sayıda âşık, ârif, âlim, edip, divan sahibi şair, musikişinas ve bestekârlarıyla Kastamonu’ya ve Anadolu’ya büyük hizmetler vermişti (Tatçı, 2018)

              Devletinin, milletinin ve insanlığın geleceğini yeniden ve en etkin düşüncelerle yapılandırmaya çalışan Hz. Pir Şeyh Şaban-ı Velî ve onun yetiştirdiği talebeler, sadece Anadolu’nun çeşitli şehirlerine değil Osmanlı coğrafyasının ve İslam Âleminin değişik bölgelerine gönderilmişler ve buralarda insanlığın huzur ve saadeti için çalışmışlardı.

               Bu yüce inanç önderi, yetiştirdiği ve hilafet verdiği bağlıları aracılığıyla, halveti tarikatını, tüm Anadolu’ya, Anadolu dışında da; Azerbaycan’a, Kaşgar’a Hicaz Bölgesi’ne, Fas’a, Tunus’a, Mısır’a, Balkanlar’a, Hindistan’a, Pakistan’a hatta ve hatta Amerika kıtasındaki ülkelere kadar ulaştırmıştır (Kara, 2012).

              Şabaniyye felsefesinin özetine gelince; bir tasavvuf eğitimi olup Nefs ile ilgili yedi merhaleyi,  zikir, irşad (Hak yolu gösterme, aydınlatma)  ve diğer yollarla aşarak, hakikate erişmektir denilmektedir.

              Bu merhaleler sırasıyla; kötülüğü emreden nefs ( emmare), kötülük yapınca kendini kınayan nefs( levvame) Allah tarafından iyilikler ilham edilen nefs (mülhime), imandan dönmeyen nefs ( Mutmainne), Allah rızasını kazanan nefs ( raziyye), olgunluğa erişen nefs  (marziyye) ve kâmil insan ( Safiyye),( Kamile) dir (Kılıç, 2004).

             Engelleri aşmada, mürşidin gözetiminde nefsi terbiye etmede Halvet hane (kabire benzer karanlık dar bir inziva yeri)  adı verilen çok küçük odacıklardan yararlanılmaktadır.

             İşin özü, o dönemde ve ilerideki dönemlerde farklı kurumsallaşmalar marifetiyle yürütülen ve etkili olan Tasavvuf kültürü, İnsanı; akıl, nefs ve ruh dengesine eriştirerek; kendisine, toplumuna ve insanlık âlemine hayırlı hizmetler yapmasına vesile olmuştur denilebilir.

             Hz. Pir Şeyh Şabân-ı Velî Hazretleri, bizim kültür tarihimizin ikinci Yesevî’si konumundadır.  

            Hoca Ahmet Yesevi Hazretleri, namı değer Pir-i Türkistan, Orta Asya’da Türklere İslamiyet’i öğretmiş, yetiştirdiği talebeleriyle Selçuklu’ yu imparatorluğa taşımıştır.           

           Osmanlı Türklüğü de Hz. Pir Şeyh Şaban-ı Veli ve onun yetiştirdiği talebelerin telkin ettiği fikirlerle, devletten imparatorluğa geçmiştir.

           Fatih Sultan Mehmet Han’dan sonra gelen pek çok Padişah ve üst yönetim erbabı, (Osmanlı Padişahı II. Sultan Beyazıt, Cemalettin Aksarayi, Sümbül-i Sinan, Merkez Efendi, Karabaş-ı Veli, Muhammed Nasuhi Hz. vb) Şeyh Şaban-ı Veli Hazretlerinin mensubu olduğu Halveti kültürünün ilgilisiydi (Öztürk, 1981).

           Bilindiği üzere; Orta Asya’dan Anadolu’ya oradan da Balkanlara ve diğer Osmanlı topraklarına uzanan geniş coğrafyada, çeşitli halk kesimleri arasında farklı tasavvuf ekolleri gelişmişti. Örneğin, Bektaşi tarikatı, daha çok toprakla ve hayvancılıkla uğraşan köylüler ile askerlere hitap etmekteydi. Nakşibendi tarikatı, ilahiyatçıları ve ilim adamlarını cezbetmişti. Mevlevi tarikatı, sema gösterisi, müziği ve şiiriyle sanatsal eğilime sahip olanların ilgi odağı olmuştu. Halveti tarikatı ise sultanlar, generaller, önemli hükümet adamları ve yöneticileri içinde barındırmıştı (Frager, 2011).


"Bu Şa’bân-ı Velîdir ki, Muktedâ-yı feyz ü irfânın. Huzûr-ı Pîre yüz sür, İ’tilâ ister ise vicdânın." (Süleyman Nazif)